Öfke, insanın fıtratında bulunan bir kuvvettir. İmâm Gazâlî'ye göre mesele öfkeyi yok etmek değil; onu itidalde tutmaktır. Resûlullah (s.a.v.) "Güçlü olan, güreşte yenen değil; öfkelendiğinde nefsine hâkim olandır" buyurmuştur.
Safravî eğilimi olan kardeşlerimizde azim ve kararlılık nimettir. Âfet, bu kuvvetin dizginsiz kalmasıdır. Hilm ise zayıflık değil; en büyük cihaddır. Öfke geldiğinde abdest almak, oturmak, "eûzü" çekmek — bunlar Sünnet'ten uzak reçeteler değildir.
Kendinize sorun: Bu öfke hakkı mı koruyor, nefsi mi? Hakkı koruyan gazab ile hevâyı koruyan gazab aynı değildir. Dilinizi tutmak, gıybeti kesmek, bir adım geri çekilmek çoğu zaman en doğru ameldir.
Sabır, yalnız belâya katlanmak değildir; dilin, gözün ve elin terbiyesidir. Her öfke anı, bir muhasebe kapısıdır. Bu kapıdan giren, nefs-i emmâreden levvâmeye doğru yol alır.
Firâset-i Kadîm raporlarında da bu denge gözetilir: kişiyi utandırmadan, Sünnet'e çağırarak. Tevfîk Allâh'tandır.