Kur'ân, müminlere gözlerini haramdan sakınmalarını emreder. Bu emir, yalnız ahlâk için değil; kalbin nûru içindir. Göz neye alışırsa kalp ona meyleder.
Firâset, Allâh'ın nûruyla bakmaktır. Harama bakan göz, bu nûru bulandırır. Bu yüzden sima tahlilinde "bakış" bahsi, kehanet değil; haya çağrısıdır.
Tebessüm sünnettir; fakat riya ile yapılan tebessüm başka, kalpten gelen başkadır. Yüzün ferahı, iç huzurun izidir.
Gözünü sakınan, dilini koruyan, kulağını seçen — bunların siması zamanla nûr kazanır. Bu, deneyimle bilinen bir hakikattir; fal değildir.
Firâset-i Kadîm, sima raporunda kişiyi bu kapıya çağırır: nûr için bakışı terbiye et.